Akdeniz Anemisi Belirtileri ve Tedavisi

Akdeniz anemisi (Talasemi), dünyanın birçok ülkesinde görülen kalıtsal bir kan hastalığıdır. Akdeniz’i de içine alan bir kuşak boyunca İtalya, Yunanistan, İspanya, Kıbrıs, Türkiye’nin güney batı kıyılarında ve uzak doğu ülkelerinde sıklıkla görülür.

Akdeniz anemisi, alyuvarlarda bulunan hemoglobin molekülünün kalıtsal bir hastalığıdır. Hemoglobin molekülünde, globin zincirlerinden bir ya da birkaçının sentez hızında azalma ya da tüm yokluk söz konusudur. Akdeniz anemisinde, alyuvarlar hemoglobin sentezi azaldığı için içleri boş görülür. Tanıda bu görünüm ilk basamak testi olarak önemlidir.

Bozulan dengeyi düzeltmek için öncelikle kemik iliği, normalin 10–15 katına kadar varabilen sayıda an hücreleri yapımına başlar fakat etkili olamaz. Hemoglobindeki genetik sorun hâlâ sürdüğü için bu hücreler de erkenden yıkılır.

Karaciğer ve dalak gibi kan yapan diğer organlarda da yeniden kan yapımı başlar. Kemik iliğinin çok çalışması ve genişlemesi sonucu özellikle yüz kemiklerinde değişiklikler olur ve yüzün görünümü bozulur.

Alyuvarların parçalanması ile açığa çıkan demire ek olarak tedavi amacıyla yapılan kan aktarımları sonucu, vücutta demir birikir. Ayrıca yeni eritrositler için demirin emilimi de artmaktadır. Bütün bu sayılan nedenlerle biriken demir, kalp kası, karaciğer, pankreas gibi çok önemli organlara çöker ve bu yeni sorunlar hastalık tablosunu daha da ağırlaştırır.

Belirtiler

Akdeniz anemisi olan çocuk, doğduğunda normaldir. 5–6 aydan sonra kansızlık belirtileri ortaya çıkmaktadır. Bu aylardaki çocuklarda kansızlık en çok demir eksikliğinden kaynaklandığı için, ilk akla gelen demir eksikliği anemisidir ve hatalı olarak demir tedavisi yapılır.

Akdeniz anemisi böyle bir tedaviyle düzeltilemeyeceğinden, belirtiler ağırlaşarak sürer. Karın büyür; çünkü dalak ve karaciğer büyümektedir. Çocuğun iştahı yoktur, gelişmesi yavaşlamıştır. Daha sonra iskelet sisteminde de değişiklik olur. Burun kökü çöker, elmacık kemikleri daha belirgin hale gelir. Eğer, henüz bu bulgular ortaya çıkmadan, doğru tanı konur ve erkenden uygun tedaviye başlanırsa, organ büyümesi olmaz, yüz görünümü değişmez ve gelişme de normale yakın olur.

Tedavi

Akdeniz anemisi, kan aktarımına bağımlı bir hastalıktır. Tedavinin esası 3–4 haftada bir yapılan yoğunlaştırılmış alyuvar aktarımı ve düzenli demir bağlayıcı ilaçların kullanılmasıdır. Ancak birinci on yıldan sonra ortaya çıkan yan etkilerin önlenmesi ve tedavisi, çeşitli uzmanlık dallarından oluşan ekip çalışmasını zorunlu hale getirmektedir. İdeal bir tedavi için olaya çok yönlü yaklaşım gerekmektedir.

Medikal tedavi: Ekipte, çocuk hematologu ve kardiyolog, endokrinolog, ortodontist ve bu konuda deneyimli hemşireler bulunmalıdır.

Biyolojik yaklaşım: Genetik danışma, doğum öncesi tanı.

Psiko-sosyal yaklaşım: Psikolog, sosyal hizmet uzmanı ve sınıf öğretmenleri bu ekipte bulunmalıdır.

Akdeniz anemisi tedavisinde son yıllarda, üç yönde büyük gelişmeler görülmektedir.

Yeni ilaçlar: Akdeniz anemisinde, hücre içinde açıkta kalan ve alyuvarların parçalanmasına yol açan alfa zincirlerinin bağlanacağı başka bir zincir de gamma zincirleridir. Bazı ilaçların gamma zincir yapımını artırdığı gösterilmiştir. Akdeniz anemisinde de gamma zincir yapımını artıran ilaçlar kullanılmaya başlanmış ve oldukça yararlı sonuçlar alınmıştır.

Kemik iliği değiştirilmesi: Eğer hastanın yaşı küçükse, karaciğeri bozulmamışsa ve çok uygun bir verici varsa (ikizi ya da kardeşi) bu tedavi şekli çok başarılı olmaktadır. Ancak bu şansa sahip hasta sayısı çok azdır. Türkiye’de çok az sayıda hastaya bu tedavi şekli uygulanabilmiştir.

Gen Tedavisi: Henüz çalışmalar deneysel düzeydedir.

Türkiye’de en çok görülen, beta zincirlerinin sentez hızındaki azalmaya bağlı olan beta talasemidir. Beta zincirleriyle birleşmesi gereken alfa zincirleri, kararlı tetramer oluşturmadıklarından, kemik iliğinde, alyuvarların henüz olgunlaşmamış erken dönemlerinde, hücre içinde çöker ve kırmızı kürelerin parçalanmasına yol açarlar. Bunun sonucu ise kansızlıktır.

 

akdeniz anemi uzmanı,akdeniz anemisi için kullanan için,akdeniz anemisi ilaç,akdeniz anemisi ilaçları,akdeniz anemisi kullanılanilaçlar,akdeniz anemisi tedavi ilaçları,akdeniz anemisi tedavi yöntemleri,akdeniz anemisi tedavisi,akdeniz anemisi tedavisi kullanılacak ilaçlar,akdeniz anemisi tedavisi uzmanı,akdeniz anemisi tedavisinde etkili şifalı bitkiler,akdeniz anemisi tedavisinde hangi ilaçlar kullanılır,akdeniz anemisi tedavisinde kullanılan ilaç isimleri,akdeniz anemisi tedavisinde kullanılan ilaçlar,akdeniz anemisi tedavisinde yemek,akdeniz anemisi uzmani mersin,akdeniz anemisi uzmanları,akdeniz anemisiateşli,akdeniz anemisinde kullanılan ilaçlar,akdeniz anemisinde son gelişmeler neler,AKDENİZ ANEMİSİNDE SON TEDAVİ,akdeniz anemisinin hastalarına ilk müdahele,akdeniz anemisinin tedavisi yöntemi,akdeniz ateşi bitkisel tedavi,akdeniz ateşi bitkisel tedavi ender saraç,akdeniz ateşi bitkisel tedavi yöntemleri,akdeniz ateşi için bitkisel tedavi yöntemleri,akdeniz atesi icin yeni tedavi yontemleri,anemi tedavisi için yenilikler,talasemi tedavisi,talasemi tedavisinde kullanılan ilaçlar

Obezlik Hakkında Bilgi

 

Tüm dünyada oldukça yaygın olan obezite günümüzde giderek artmaktadır. Obezite tedavi edilmesi gereken oldukça ciddi bir rahatsızlıktır. Günümüzde obeziteden ölme oranı da artmaktadır.

Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre aşırı kilolu kadınların çocuklarının obezite hastalığına yakalanma ve ömür boyu obez olma riski yüksek.
ABD’nin New York ve Kanada’nın Quebec eyaletlerinde yapılan araştırmada, aşırı kilolu annelerin bu hastalığı genetik yoluyla çocuklarına da geçirdiği anlaşıldı. Daha önce yapılan araştırmalarda obezitenin nesiller boyunca aktarılabildiğine dair kesin bulgulara rastlanmamıştı ancak uzmanlar, kilo sorununun genlerle aktarılabildiği sonucuna ulaştı.
Buna göre aşırı kilolu bir kadının yumurta hücresinde, çocuğun da aşırı kilolu olmasını tetikleyen genetik yazılım mevcut ve çocuk sağlıklı beslense de kilo sorunuyla karşı karşı kalma ihtimali var. Houston Sağlık Merkezi’nden Robert Waterland ve New York Suny Downstate Sağlık Merkezi’nden John Kral, kadınlardan özellikle doğum yapmadan önce kilo vermelerini istedi. Kral aileleri çocuklarına genetik ve kültürel olarak sağlıklı bir beslenme mirası bırakmasını isteyerek, “Gelecek nesillerin sağlığı tehdit altında.
Aileler yaşam biçimlerini değiştirmezse ileride çok ciddi vakalarla karşılaşacağız. Bugün tüm dünyada yılda ortalama 300 bin kişi obeziteye bağlı hastalıklar yüzünden yaşamını yitiriyor. Bunun genlerle gelecek nesillere aktarılmasının yanında kültürel olarak da aktarıldığını biliyoruz ve bu hepimiz için büyük bir tehlike” dedi. Obezitenin diyabet ve kanser gibi hastalıklara sebep olduğu vurgulanan araştırmada, çocukların çok küçük yaşlarda bu tür hastalıklara yakalanma riskinin doğduğunun da altı çizildi. (The Daily Mail)

 

obezite,obez,obezlik,obezlik hakkında bilgi,obezlik nedir,obez çocuk,obezite nedir

Kaliteli Bir Yaşamı Uzun Ömre Tercih Eder misiniz?

Herkes uzun bir ömür ister. Fakat sağlıklı olmadıktan sonra uzun bir ömür neye yarar?


William Shakespeare’in çok güzel bir sözü vardır: Yaşam üç perdelik bir tiyatro, fakat son perdesi kanlı geçer.
Oldukca haklı olduğunu belli yaşlara geldiğiniz zaman, yaşanması gerekenleri yaşadığınız zaman fark ediyorsunuz. Tabii ki çocukluk ve orta yaşta da kendinizle ve çevrenizle ilgili birtakım sorunlarla karşılaşabilirsiniz.
Yalnız tiyatronun üçüncü perdesinde gördüklerinizle, algıladıklarınızla ve yaşadıklarınızla zor bir sürece girdiğinizi gözleyebilirsiniz.
Çocuklukla yaşam bir masal ülkesi
Çocukluğun size verdiği küçük sevinçler, çok küçük şeylerden mutlu olabilme duygusu, sevdiklerinizin etrafınızda olması ve en güzeli çocuk sağlığınız, dünyayı size çok daha güzel gösterir. Eğer duyarlı bir çevrede yetişiyorsanız, olaylarla ve dünyayla ilişkileriniz rengarenktir, yaşamınız her parçasında ayrı bir güzellik barındıran masal ülkesi gibidir.
Herhalde her çocuğun kendine ait bir masal dünyası vardır. Sevinçler ve üzüntüler de çocuk dünyalarında kısa sürelidir. Bir anda değişebilen çocuk yüzleri görürsünüz. Kin, nefret ve intikamla daha tanışmamış olduklarındandır. O dünyalarda sevgi vardır. Çocukluğu doyasıya yaşamak vardır.
Üçüncü perde kayıplarla açılıyor
Gençlik yaşları ise hayatın sorumluluklarıyla, yavaş yavaş üzüntüleriyle tanışma dönemidir. Aşklar vardır, kimi zaman umutsuzlukla biten, boynunuzu eğdiren. Çevrenizi ve ailenizi daha farklı biçimde algılayabilirsiniz. Çünkü çocuk gözleriniz değişimeye başlamış, çevrenizdeki çocuk yüzler kaybolmuştur.
Üçüncü perdeye, kanlı geçen günlere girdiğinizde, yaşamınıza anlam veren iyi ve kötü günlerinizi birlikte yaşadığınız, sevdiğiniz insanların bir bir kaybolmaya başladığını görürsünüz. Her acının da onlarla beraber sizin dünyanızdan çok büyük parçalar kopardığını görürsünüz. Unutmak için, zaman bunun ilacıdır deseniz de çocuk ve gençlik ruhunuzun bu acılarla donatıldığını görürsünüz.
Uzun ömür, ama sağlıklı
Rahmetli annemin de rahmetli babamın da  kardeşimin de ölümünde bunları yaşadım. Benim için kanlı dönem bu kayıplarla başladı. Annem de  babam da hastalıklarının son dönemlerinde artık birilerine muhtaç hale gelmişti. Yaşam kaliteleri giderek düşmüştü. Bir yerden bir yere yürümek için dahi başkalarından destek alıyorlardı. Onlar için bu yaşam şeklinin ne kadar ağır olduğunu bir hekim olarak, bir evlat olarak gözlemliyordum. Ölümün daha iyi olduğunu düşündüklerini bakışlarında görüyordum.
Akıl sağlıkları tam yerindeydi. Fakat bedenler yorulmuştu, hastalıklarla hırpalanmıştı. Her ikisinin de başkalarına muhtaç olarak devam ettirebilecekleri yaşam, kabul edemeyecekleri bir süreçti. Hatta annemin “Azrail’e Rica” diye yazdığı dizelerinde bunu kolayca anlamak mümkün.
Canımı alırsın bilirim melek / Aciz, taciz edip ele düşürme / Aklımı başımdan almadan felek / Beni suç işletip dile düşürme / Bilirim borcum var sana bir nefes / Dünya bir serüven, has yerinde kes / Sevilir durumda bıkmadan herkes / İtilir, atılır hale düşürme…
Akıl sağlığı en önemlisi
O açıdan Tanrı’dan uzun bir ömür istemek, sağlığın da beraberinde olmasıyla anlam kazanır. Biz meslek olarak hastalarımızda binlerce dramı gördüğümüz ve çoğu kez de onların yaşadıklarını, ağrılarını, sızılarını, nefes almakta çektikleri güçlükleri, bir bardak suyu dahi içemeyecek duruma geldiklerinde yaşadıklarını onlarla birlikte hissettiğimiz için ruhlarında ne büyük fırtınalar koptuğunu biliriz. Çoğu kez de onlarla birlikte yaşarız.
Hasta ve muhtaç iken sizden bir bir kopan sevdiklerinizi görmek insan için küçük ölümlerdir.
Akıl sağlığı bana göre bu sağlık sorunlarında en önemli yeri işgal eder. Çok yaşlanmış fakat akıl sağlığı yerinde hastaları gördüğüm zaman bu benim için – tüm hekimler için – ayrıca sağlık çalışanları için bir mutluluktur. Çünkü hastamızla kurduğumuz hekim – hasta ilişkisinde akıl en ön planda yerini alır. Hasta sizin gözünüzün içine bakar. Davranışlarınızdan, kullandığınız sözcüklerden kendi için sonuçlar çıkarır. Hastalığının gidişini sizin yüz ifadenizde arar. Onun için tüm hekimler ve sağlık çalışanları, hastalardan sevgi sözcüklerini, sevgi dolu bakışlarını esirgemesin. Bir gün kendilerinin de bu sözcüklere, bu bakışlara muhtaç olabileceğini gözardı etmesinler.
Şunun iyi bilinmesi gerekir ki, her insanın  sevgiye ihtiyacı vardır. Fakat hasta olanların çok daha fazla. Arkadaşım ve gazetedeki köşe komşum Dr. Hasan İnsel’e sordum. “Uzun ömür mü, kaliteli yaşam mı?” Cevabı: “Kaliteli yaşamı içinde barındıran uzun ömür” oldu. Tüm insanlar için dileğim bu.

 

kaliteli yaşam,uzun ömür,ömür,yaşam,ölüm,sağlıklı yaşam

Öksürük Nedenleri ve Tedavisi

 

Öksürük,solunum yollarında bir problem olduğunda ortaya çıkan bir rahatsızlıktır.Gırtlak,soluk borusu ve bronşların bir bölümündeki rahatsızlıktan dolayı öksürürüz.

Öksürük belli bir hastalık ya da fizyopatoloji için özgül değildir, niteliği ne olursa olsun, solunum sisteminde bulunmaması gereken bir öğeye karşın gelişen, koruyu­cu ve özgül olmayan mekanik bir refleks­tir. Öksürük akciğerleri zararlı etkenlerden koruduğu gibi mide salgılarının aspirasyonunu da önler.
Öksürüğe neden olabilen astım ve bazı alerjik hastalıklarda sinirsel etmenler rol oynamaktadır. C reseptörlerinin uyarılma­sı ve duysal sinir uçlarından salman subs-tans P bronkokonstriksiyon ve öksürüğe neden olabilmektedir.
Öksürüğe yol açabilen alerjik hastalıklar­dan bronş astımında bazı hastalarda yal­nızca kronik iritatif bir öksürük yakınması vardır. Bunlarda klasik hışıltı (ıvheezinğ) ve nefes darlığı belirgin değildir. Alerjik ri-nitte burun salgılarının geriye doğru ak­ması nedeniyle, kuru bir öksürük buluna­bildiği gibi, ses kısıklığı ya da boğazı te­mizleme gereksinimi de bulunabilir. Kü­çük yaştaki çocuklarda inek sütü içilmesi­ne bağlı pulmoner sideroz ile tanımlanan Heiner sendromunda da kronik bir öksü­rük bulunur. Demir eksikliği anemisi ve hışıltı da klinik belirtilere eşlik edebilir. Öksürük etiyolojisi araştırılırken kulak bu­run boğaz ve dahiliye muayenesinden sonra hemogram, akciğer ve paranazal si­nüs grafileri, balgam incelemesi, solunum işlevi testleri, deri testleri yapılmalıdır.
Bütün üst ve alt solunum yolu enfeksiyon­ları (larinjit, trakeit, bronşit) öksürüğe ne­den olabilir. Ayrıca bu enfeksiyonlardan sonra öksürük reseptörlerinin uyarılmaya devam etmesi sonucu reaktif bir öksürük gelişebilir. Özellikle çocuklarda hava yolu yabancı cisimlerine dikkat etmek gerekir. Tüberküloz ile üst ve alt solunum yolunun habis ve selim neoplazmalarını da araştır­mak gerekir.
Rekürren laringeal sinir basısında (medi-asten içinde aort anevrizması, büyümüş lenf bezleri, atrium hipertrofisi, mediasten içi tümörler) vokal kordlarda da paralizi gelişebildiğinden öksürükle birlikte ses kı­sıklığı da ortaya çıkar. Dış kulak yolunda bulunan yabancı cisim auriküler sinirin dalını (Arnold siniri) uyararak kronik bir öksürüğe yol açabilir.
Kalp hastalıkları (konjestif kalp yetersizli­ği, mitral stenoz) hipertansiyonda kullanı­lan ACE inhibitörleri ve gastroözofageal reflü hastalığı da öksürüğe neden olabilir. Reflü durumunda mide içeriği akciğerlere aspire edilebilir ve asit pH nedeniyle solu­num yollarında tahriş ve enflamasyon ge­lişir.
Hiçbir organik neden bulunamayan hasta­da psikojenik kaynak düşünülmelidir. Özellikle çocuklar ilgi çekmek amacıyla bu yola başvurabilir.
Öksürük koruyucu bir işlev gördüğünden bazı özel durumlar dışında (hastayı halsiz bırakması, uykuyu engellemesi) baskılan-mamalıdır. Yararsız öksürük baskılanmak ya da sekresyonları çıkarır hale getirilme­lidir. Öksürüğün tedavisine başlarken, mutlaka altta yatan hastalığa da yönelmek gerekir.
Üst solunum sistemi hastalıklarının semp-tomatik tedavisi için hazırlanan ilaçlarda antitusif, antihistaminik, ekspektoran ve dekonjestanlar bulunur. Antitusifler mer­kezi ve periferik etkililer olmak üzere iki­ye ayrılır. Öksürük merkezini (medullada) etkileyerek öksürüğü baskılayan merkezi antitusiflerden en sık dekstrometorfan ile kodein kullanılmaktadır. Noskapin ve nar­kotiklerden morfin de bu yönde etki et­mektedir. Periferik etkililer öksürük ref­leksinin gidiş ya da dönüş yolunu etkiler­ler. Larinks üzerinden kaynaklanan öksü­rüklerde koruyucu, yumuşatıcı maddeler kullanılır (gliserin gibi). Bunlar tahriş olan farinks mukozasını kaplayarak koruyucu bir örtü oluştururlar.
Mukusun yoğunluğunu azaltan mukolitik-ler (örn. asetilsistein) bronşit, larinjit, sinü­zit gibi durumlarda kullanılabilir. Aynı amaçla nemlendirici aerosoller ve buhar inhalasyonları da kullanılır. Bunlar da fa­rinks mukozasında koruyucu bir örtü oluştururlar (Ökaliptol, benzoin tentürü). Ekspektorasyonu artırmanın en iyi yolu uygun hidrasyonun sağlanmasıdır. Sonuç alınamazsa kullanılan iodürler salgıları su­landırarak, solunum yoluna atılmasını sağ­lar.
Öksürükten kaynaklanan bronkokonstrik-siyon bulunduğunda ekspektoranlarla bir­likte bronkodilatatörler verilebilir. Çok ağır öksürüklerde derialtına morfin yapıla­bilir.

 

öksürük,öksürük belirtileri,öksürük tedavisi,öksürük nedenleri

Tıp Terimleri Sözlüğü

Bu yazımızda sizlere tıp terimleri ile ilgili bilgiler vericez.Bu sayede sizlerde doktorların size söylediği terimleri daha rahat anlıyacaksınız.

adrenalin: Kalbin atış hızını artırarak ve solunum yollarını açarak bedeni stimule eden doğal bir kim­yasal madde.
alerjen: Alerjik tepkilere neden olan madde.
alerji: Bedenin bir maddeye karşı aşırı tepki gös­termesine neden olan duyarlılık.
alveoli: Akciğerlerde, solunum yollarının sonun­daki kesecikler.
anaflaksis: Hastanın şoka girmesine neden olan, aşırı şiddetli alerjik tepki.
antihistamin: Histaminin etkilerini gideren ilaç. antikor Bedene giren istenmeyen ya da tehlikeli olabilecek maddeleri yok etmek amacıyla akyuvarla­rın ürettiği protein maddesi.
asetil kolin: Diğer işlevlerinin yanısıra kasların ka­sılmasını sağlayan doğal kimyasal madde.
bağışıklık sistemi: Yabancı madde ve organizma­lara karşı bedenin karmaşık korunma sistemi.
balgam: İltihaplandıkları zaman akciğerler ve so­lunum yollarında biriken ve öksürerek dışarı atılan salgı.
benzoik asid: Kimi zaman alerjik tepkilere neden olan, sık kullanılan bir yiyecek prezarfatifi.
blokan antikor: Alerjenlerin, mast hücrelerine bağlı antikorlarla, alerjik tepkilere neden olan ilişki­lerini engelleyen bir tür antikor.
bronkodilatador: Solunum yollarını açan ilaçlar.
bronşlar: Akciğerlere giden geniş hava yolları.
bronşioller: Akciğerlere giden daha dar hava yolları.
bronşit: Solunum yolları iltihabı.
corticosteroid: Steroid de denilir. Şişmeleri gide­ren hormon ilaçlan. Şiddetli astım ya da diğer aler­jikti vakalarda verilir.
desensitizasyon: Bedenin alerjenlere karşı bağı­şıklığını artırmak amacıyla bedene küçük tutarlarda alerjen verilmesini öngören tedavi yöntemi.
egzema: Kaşıntılı kızarıklık biçiminde ortaya çı­kan, deriyle ilgili bir alerjik durum.
enflamasyon: Bedenin iltihap ya da alerjenlere karşı gösterdiği kırmızılık, şişme, acı, ateş ve beden işlevlerinin yitirilmesi biçimindeki tepki.
histamm: Enflamasyon olayının oluşmasına kat­kıda bulunan, bedendeki doğal maddelerden biri.
homoepati: Büyük dozlarda alındığında hastalığa neden olabilecek maddeleri, hastaya küçük tutarlar­da vererek bağışıklık yaratmayı amaçlayan bir teda­vi yöntemi.
mast hücreleri: Diğer maddelerin yanısıra histamini de içeren, antikorları kendine çeken beden hüc­releri.
nemlendirici: Bir ilacı küçük parçalar durumun­da ve su zerrecikleriyle birlikte havaya salan aygıt.
otojen eğitim: Hastayı, bedeninin bazı bölgeleri­nin sıcak ya da ağır olduğunu düşlemeye yönlendi­rerek gevşetmeyi amaçlayan tedavi yöntemi. Otojen (autogenic), “kendi kendine yaratılan” anlamına gelir.
parasempatik sinin Sinir sisteminin, beyin ve omuriliğin alt bölümleri tarafından denetlenen ve di­ğer işlevlerin yanısıra hazım ve gevşemeyle ilgili bö­lümü.
peka flometre: Havanın soluk verilirkenki hızını ölçen aygıt.
polip: Astımlıların kimi zaman burunlarının üze­rinde görülen zararsız et beni.
psikosomatik: Beynin bedeni etkilemesi.
RAST (Radyoallergosorban testi): Bir kan örneğin­deki alerjenlere duyarlı antikorları belirlemeyi amaç­layan test.
salgı: İç organların iç yüzeylerini nemli tutarak ko­ruyan madde. Astım ya da bronşit krizlerinde büyük tutarlarda üretilebilir.
sempatik sinin Sinir sisteminin, omurilik tarafın­dan denetlenen ve bedeni harekete hazırlayan bölümü.
Slow-reacting substance of anaphylaxis (Anafilaksi-sin yavaş tepki gösteren maddesi): Mast hücreleri­nin alerjik tepkiler sırasında salgıladığı ve anaflaksisle ilgili bir madde.
sülfür dioksid: Duyarlı kişilerde kimi zaman aler­jik tepkilere neden olabilen ve yiyeceklere bozulma­larını engellemek amacıyla konulan madde.
süpozituar: Fitil adıyla da bilinen ve genellikle va­zelinden yapılan, mermi biçimindeki ilaç. Beden ısı­sında eriyerek içindeki ilacın bağırsaklar yoluyla bedene yayılmasını sağlar.
tartrazin: Kimi zaman alerjik tepkilere neden olan, yiyecek, içecek ve ilaçlara konulan bir sarı boya.
öftiker: Deride kaşınan leke ya da şişkinlik. Sık karşılaşılan alerjik bir tepkidir ve deriye histamin sal­gılanmasından kaynaklanır.

terimler,sağlık terimleri,tıbbi terimler,tıp terimler sözlüğü